| anasayfa web sitelerim |
|
|
|||
|
İslam düşüncesinin Batıni boyutunu eksiksiz bir felsefi anlatıma kavuşturan ilk mutasavvıf ve düşünür, MUHİYİDİDİN ARABİ, bütün bilgilerden yararlanan , onları yeniden anlamdırarak kullanan bir bireşimcidir. Düşüncesinin kaynaklarını başında ilk İslam mutasavvıfları Hallac-ı Mansur, Tırmızi, Bayezid-i Bestami ve Gazali gelir. Muhyiddin Arabi’nin Tasavvuf sisteminin temelini Vahdet-i vücut (varlığın birliği) öğretisi oluşturur. Buna göre Tanrının evren karşısında aşkınlığını mutlak olmakla birlikte evren Tanrıdan bütünüyle ayrı değildir gizemli, O’na katılmış durumdadır. Mutlak gerçeklik olan Tanrı’dan ayrı ve bağımsız bir gerçeklik düzenine inanmak şirke düşmek ve tevhid ilkesini yadsımak olur. Tevhid ilkesi evrenin Tanrı olmadığı ama gerçekliğinden başka bir şey olmadığını getirir. Muhyiddin Arabi bu temel öğretisini varlık bilgi kelam (söz) yetkin insan (insan-ı kamil) psikoloji din ahlak ve estetik öğretileriyle bütünleştirmiştir. Öğretilerini onaylamasallarda sonraki dönemlerde Muhyiddin Arabi’den etkilenmemiş mutasavvıf yok gibidir. |
|||||
|
|
|||||
|
|
|||||
|
Kulum
bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder, Nihayet onu severim. Ve onu
sevdiğimde onun işiten kulağı,gören gözü,tutan eli,yürüyen
ayağı olurum"
(Hadis-i Kutsi)
Allah'ın sevdiği kulunun "kulağı,gözü,eli" olacağını bildirdiği
hadis-i kudsidir Allah'ın kulunun işitmesi olabilmesi için öncelikle
bu kulunun işitme
melekesine bakan şer-i mükelliyetlere (tanrı buyruğu yapmak) hakkıyla riayet etmesi gerekecektir diğerbütün melekeler
(insanda tekrarlarla gelen alışkanlık) içinde
böyledir. Bu sebeple İbn Arabi
teklife muhatap olan yedi azayı (uzuv) peş peşe ele almaktadır.
|
|||||
|
4GÖZ'ün şeriata riayet (gözetme) etmesi için kendisini
haram ve mezmum (beğenilmemiş) şeylere bakmaktan alıkoyması hatta dikkatini dağıtan
ve ondaki gafleti (boş bulunma, habersizlik) besleyen mübahlardan (şeriatın yap yapma diye bir hükmü altında olmıyan
nesne, hareket) bile uzaklaşması
gerekir. Gözünü bütün bunlardan çevirmiş olan kişiye bahşedilecek
kerametler (bağış) mesela namaz kılarken Kabe'yi görmek melekleri ve
cinleri görmek gibi normal algılanmayacak şeylerin görülmesi. Ama
gözünü sakınan kişiye bahşedilecek asıl lutuf (hoşluk,güzellik) böyle şeyler
değildir. Allah bu kulunun basiretini (kalp gözüyle görme) açacaktır, öyle ki kul kendi
melekutunu (meleklerin ve ruhların alemi) ve mahluklarınkini (yaratık,canlı) müşahede (görünen, görülmüş) edebilir. Mahlukların hallerine
ve manevi mertebelerine (derece) muttali (bir işten haberi olan)
olabilir ve daha büyük hiçbir nimetin olmadığı rü'yetullaha doğru
ilerleyebilir.
|
|||||
|
4KULAK,
gıybeti, küfür ya da günah içeren
sözleri dinlemekten sakınmalıdır. Ayrıca kendini Kur'an, emr-i
maruf (şeriatın buyruklarına uygun emir
yaptırmama) yapanların, nasihatçilerin ve mürşidinin (doğru yolu gösteren) sözlerine
vermesi gerekir. Her türlü zikir içinde müteyakkız(uyanık)
olmalıdır. Şayet bunlara riayet ederse pek çok keramet edinecektir.
Nebatat (bitkiler) ve
cemadat (canlılardan bitkilerden gayrı
cisimler) da dahil olmak üzere mahlukların
tespihini işitmek,melekleri dinlemek ve nihayet kelam-ı kadimi (kuran) hakikaten işitip
anlayabilecektir.
|
|||||
|
4DİL,
boş sözlerden, yalan, iftira ve
gıybetten (kınama) temizlenmeli ve kendileri için yaratılmış olduğu salih (iyi) amellere yönelmelidir. Kur'an okumak, zikrullah, emr-i maruf ... Bu
sayede ortaya çıkması muhtemel olan kerametler gelecekten haber
verebilmek, görünmeyen varlıklarla konuşabilmek, fevkalade uzak
mesafelere sesini işittirebilmek ve sadece söz vasıtasıyla eşyaya
varlık vermek gibi kabiliyetlerdir. Fakat hepsinden daha önemlisi,
yukarda zikredilmiş olan hadiste bildirildiği üzere, dilin
mükellefiyetlerini (bir işi yapmaya mecbur olan) layıkıyla yerine getirmiş kulun ağzından konuşan
artık Allah olacaktır. İbn Arabi burada iki menzil (konak yeri) ayırt etmektedir. Birinde
kul Allah'ın huzurunda Kur'an okur, diğerindeyse kulun ağzından ona
Kitabı okuyan Allah'tır.
|
|||||
|
4EL,
(ya da daha belirgin olarak söylersek sağ el) elbette
öldürmek ve çalmak gibi büyük günahlardan beri olmalıdır, ama aynı zamanda her
türlü malayaniden
(faydasız boş) şeylerden
uzak durması gerekir. Yani yaptığı fiilerle de hayır işlemeli,
mesela sadaka vermelidir (zira sadaka hem kudreti hem cömertliği
temsil eder). Elin amelleri (uygulama) sayesinde ortaya çıkabilecek
pek çok keramet (ikram) arasında mesela "havadan altın ve gümüş çıkarmak"
gibi kabiliyetler bulunmaktadır. Ama Allah'ın muttaki
(itaat edilen, boyun eğilen)
kuluna verdiği hakiki mükafat bu cins tali (kısmet)
lütuflara (hoşluk,güzellik)
inhisar (tekel)
etmez.
Elini haram ve malayaniden
(manasız,faydasız,boş şey)
çekip salih amellerle(uygulama,din emirlerini
yerine getirme)
terbiye eden kul Yeddullah'ın mahlukat
(yaratık,canlı)
hakkındaki her şeyi Levh-i Mahfuz (Tanrı
takdirinin,olmuş ve olacak şeylerin yazılı bulunduğu levha)
üzerine
yazışını müşahede
(Tanrı alemini görme)
edebilecek ve bu sayede mahlukatın
hakikatlerinin ilmine hem icmali (ayrıntı ve
uzantılara girmeden toptan söyleme )
hem tafsili
(geniş olarak ve her yanını ayrı olarak bildirme) olarak ulaşacaktır.
|
|||||
|
4KARIN,
kafir nefsin karın (yani mide) ve tenasül uzvu gibi iki güçlü silahı bulunmakta ve bu
silahlar vasıtasıyla bütün mahlukatı kendine kul etmektedir. Ama
gerçekte bu iki silah arasında asıl korkulması gereken karındır.Zira
karın zabt ü rabt (kontrol altına) altına alındığında tenasül uzvu da kendiliğinden
ona tabi olacaktır. Hakikatte, demektedir İbn Arabi, beden kendi
asgari ihtiyacının ötesinde hiç bir şey talep etmez. Bedenin yemek
içmek, giyinmek ya da barınmak hususlarındaki bütün arzusu kendini
muhafaza adına zaruri (mecburi iş) olandan ibarettir. Nitelik ya da nicelik
bakımından bu zaruret sınırının ötesine göz diken bütün arzular
nefse aittir ve sadece bu bile nefsin hamakatıni (beyinsizlik,anlamama
hali) isbat etmeye
yeter, zira hüküm (karar) ve ikamet
(oturma) etmekte olduğu bedenin leşe, bu kadar
müptela (teslim) olduğu
yemeğin dışkıya, heveslendiği giyeceğin paçavraya e süslediği evin
harabeye dönüşmesi mukadderdir. Bunu idrak etmek için
ilahi bir ihtara bile ihtiyaç yoktur, çünkü bu bilgi kendiliğinden ve
kesin olarak mevcuttur ve her an her şeyde yeniden tecrübe
edilmektedir. O halde Allah'ın emretmiş olduğu gibi kanaate yapışmak
ve nefsin ihtiyaçları için apaçık helalden başka hiçbir şeye
tevessül (sarılma,inanma,sebep tutma) etmemek gerekir. Buna göre yaşayan kişinin çeşitli
kerametlere (ermişçesine yapılmış hareket veya
söylenmiş fikir) nail (ele
geçiren) olması mümkündür. Mesela yemeklerin helal ya da
haram olduğunu anlamasını sağlayan işaretler vaki olur yemek elinde
bereketlenip ziyadeleşir ya da sofrada hazır bulunanların arzusuna
uygun olarak tabiat değiştirir. Mutat (verilmiş
olan,belli olan) sebeplerin yokluğu haline
fevkalade yollardan yiyecek ulaşır,
tuzlu su tatlı olur. Nihayette
ise "gıdaların gıdası" olan, yani her şeyi var kılan ve var tutan
Zat-ı İlahi'yi tanır.
|
|||||
|
4AYAK,vazifesi
farzların iflası
(ödeyemeyecek duruma düşmek) için yürümek ve haram ya da malayaniden
(faydasız boş şeyler) çekilmektir. Ayağın salim (sağlam) amelleri
(uygulama) vasıtasıyla edilinen kerametlerin oldukça meşhur ve
yaygın olduğu hemen görülecektir. Havada ve suda "yürürler" yer
ayaklarının altında dürülür ve böylece birkaç adımda çok uzun
mesafeleri katledebilirler. Havada yürümenin hakikati, hevayı hükmü
altına almış olmaktır.(burada "hava" ve "heva kelimelerinin
benzerliğine dayanan ve Fransızcaya tercümesi mümkün olmayan bir
,ifade inceliği bulunmaktadır) ve dolayısiyle yürüyüş kişiyi
melekuta (tanrı alemi) vasıl kılacaktır. Su üzerinde yürümekse
hayatın sırrına muttali (bir işten haberli,bilgili olan)
olunduğunu(zira Allah"Yaşayan her şeyi sudan yarattık"(Enbiya21/30)
gösterir.
|
|||||
|
4Tenezzulat
mukaddimesinde geçen münacat kelimesi İbn Arabi'nin muhtelif
ibadetler arasından namaz üzerinde duracağının derhal anlaşılmasını
sağlayacaktır. Ekberi külliyatta sık sık namaz manasına gelen salat
kelimesi yerine kullanılır. Musalli'nin
(beş vakit namaz
kılan) hareketlerinin alemdeki melekutlara
işaret ettiğini hatırlatmaktadır. Kıyamdaki dikey vaziyet beşeri
melekut, ardından gelen rükudaki yatay vaziyet hayvani melekut ve
musalliyi arza doğru kapaklandıran secdeyse nebati melekuttur.
Şeyh-i Ekber önce abdesti ele alır
abdest ona göre sadece
namazın şartı değil, ama müstakil bir ibadet hükmündedir ve tamamen
saf olması hasebiyle aklı temizleyen "semavi su" ile karışık hale
gelmiş olduğu için sırf duyuları temizleyen "arzi su"yu
ayırt eder. Su
hayatın
kaynağı ve ilkesi ,arzın
toprağıysa bedenin kendisinden yaratılmış olduğu maddedir. Suyun
yokluğunda toprakla teyemmüm edilebilmesi de işte bu sebebe
dayanır. İster abdest ister teyemmüm söz konusu olsun, bu temizlenme herhalukarda insanın asli haline dönüş anlamına gelmektedir.
|
|||||
|
4Ardından
Şeyh abdestin bütün unsurlarına teker teker temas eder Ellerin
yıkanması,yüzün yıkanması,ayakların yıkanması... ama Abdest aynı
zamanda,biçimlendirdiği bütün tasavvurlardan arınan aklın kendi asli
saffetine (temizlik,arılık) geri dönmesini sağlamalıdır."Ey
akıl , sana ait namaz mahalline yönel ki O sana Kelam'ını okusun.
İtikadından soyun. Sana hitap ettiği vakit de O'na cevap
vereceğini düşünme."
İtikad
(inanma)
bir bağdan, beşeri kavrayışın içine Allah'ı sığdırdığı bir
tasavvurdan (zihinde şekillendirme)
ibarettir ve ümmiye haline dönerek her türlü sınırlayıcı tasavvuru
terk etmek, ilahi hitabı işitebilmenin olmazsa olmaz şartını teşkil
eder. Kerametin lafızlarını(ağızdan
çıkan söz) açıklayan ruh-i emin, ardından namazın iftitahı (açma,başlama) olan
tekbirin batını (gizli)manasını öğretecektir."sen
semavi ya da arzi herhangi bir halde bulunduğunda zorunlu
olarak Allah'ın isimlerinden bir ismin hükmü altındasındır. Bunu
biliyor olman ya da olmaman müşahede etmen ya da etmemen hiç fark
etmez. Harekat ve sekenatı idare eden ancak bu ilahi isimdir ve
senin mümkün ya da mevcud sıfatını taşıman da onun vasıtası ile
olmaktadır . Bu isim sana şöyle söyler "Ben Allahım" onun bu sözü
haktır, ama ona şöyle cevap vermen gerekir. "Allahu ekber.[...}kesinlikle
bilki Zat-ı ilahi sana asla Zat olarak tecelli etmez, ama sadece
sıfatlarından bir sıfatın vechesiyle(yüz,tarz,uslub) tecelli eder.Ve sen Allah
isminin manasını bilmezsin".
|
|||||
|
4Tekbirden sonra
refu'l-yedeyn ele alınır, ki İbn Arabiye
göre refu'l yedeyn sadece iftitah
(açma başlama)
tekbirine inhisar(tekel) etmemektir:Allah Teal seni kendisi ile münaccata davet
etti. Ekrem seni lütuflarından nasip almaya çağırdı. Öyleyse mahviyyet(alçak
gönüllük)
ve fakr(yokluk)
içinde olmalısın. Her tekbirde ellerini kaldır ki o tecellide
sana açılmış olan geride kalsın..[...} Elde ettiğini heybene at ve
ondan da büyük olan lütuf ve nuru talep et, zira Allah'ın
büyüklüğünde sınır yoktur, senin o tecellide görmüş olduğun
muvaffak kılındığın takdirde sonraki tecellide göreceğinden daha
küçüktür. Ekrem olan Allah'ın füyuzatı
(manevi telkinler)
hiç kesilmeyecek,sürekli artacaktır. Onu müşahede ettiğin sıradaki mahv
(yok olma)
ve fakriyetinle(yoksulluk,muhtaçlık)
bu füyuzatı kabul et. Allah lütfetmeyi hiç bırakmaz,sen de kabul
etmeyi hiç bırakma. Allah yüceltmeyi hiç bırakmaz, sen de secde etmeyi
hiç bırakma
|
|||||
|
4Ardından Ruh-i Emin kıbleye öğrenmenin sırrını
öğretir."Semana (ruhuna)
söyle ki letafetiyle
(hoşluk, yumuşaklık)
sana perde olmasın, arzına
(bedenine)
söyle ki kesafetiyle
(kir
ve pislik)
sana perde olmasın." Batındaki
kıble şeriatın zahirde (görünürde) tayin ettiği kıbleyi örtmemeli, zahirdeki
kıble de batındakini (gizli) örtmemelidir. "Nereye dönerseniz dönün
Allah'ın vechi oradadır." ayeti, Ruh-i Emin'in şu talimatında yansır
"Dairevi bir yüz (vecd müstedit) ol[...] ki bedenin Kabeye
yönelmesi kalbinin huzur-i ilahiye yönelmesine mani olmasın."(Sahilsiz
Bir Umman Muhiyddin
İbn Arabi Michel Chodkiewicz sayfa: 138)
|
|||||
|
4Namaz
kıratı
(okumaları)
için İbn Arabi'nin ilk temas edeceği de
Fatiha suresi olacak."Bil ki onun iki yönü ve bir ortası ya da iki
kısmı ve bu iki kısmı birbirine bağlayan bir bağı vardır" Burada
Fatiha suresinin hadis-i kudside işaret edilen özelliğine telmih (söz arasında başka bir şey kaydederek
manalı söyleme) yapılmaktadır,"Namaza [yani namazın temel unsurlarından olan
Fatiha'yı] Benim'le kulum arasında taksim ettim."Allah'a ait dört
ayet, insana ait kısımsa son üç ayettir ve Allah'a ait kısımla Ancak
Sana ibadet ederiz insana ait kısmı Ancak Sen'den yardım
isteriz birbirine bağlayan beşinci ayet bu ikisi arasında berzah
teşkil etmektedir. Kıraati rüku ve secde takip edecektir.
|
|||||
|
4Müminin
miraç,yani yükselişini teşkil eden bu inişin ilk merhalesi olan rüku
da bedenin sadece üst kısmı eğilir ve bu sebeple de rüku sema ve arz
arasında kıyamın temsil ettiği rububiyet ve secdenin temsil ettiği
ububiyet arasında berzah olmaktadır.Böylece rüku, kendisinde yüksek
(hakkiye)ve aşağı (halkiyye) hakikatleri toplayan insanın çifte
tabiatını izhar eder.İşte bu yüzdendir ki rükudan doğrulan musalli
mahlukata (ve dolayısiyle mahlukiyeti vechesiyle bizzat kendisine)
Allah adına haber vermekte ve "Allah O'na hamd edeni işitmiştir"
demektedir. Nitekim hadise göre de rükudan doğrulmuş kulun ağzından
konuşan Allah'tan başkası değildir. |
|||||