MUHYİDDİN İBN ARABİ (


                                   

anasayfa     web sitelerim


 

 

 

 

İslam düşüncesinin Batıni boyutunu eksiksiz bir felsefi anlatıma kavuşturan ilk mutasavvıf ve düşünür, MUHİYİDİDİN ARABİ, bütün bilgilerden yararlanan , onları yeniden anlamdırarak kullanan bir bireşimcidir. Düşüncesinin kaynaklarını başında ilk İslam mutasavvıfları Hallac-ı Mansur, Tırmızi, Bayezid-i Bestami ve Gazali gelir. Muhyiddin Arabi’nin Tasavvuf sisteminin temelini Vahdet-i vücut (varlığın birliği) öğretisi oluşturur. Buna göre Tanrının evren karşısında aşkınlığını mutlak olmakla birlikte evren Tanrıdan bütünüyle ayrı değildir gizemli, O’na katılmış durumdadır. Mutlak gerçeklik olan Tanrı’dan ayrı ve bağımsız bir gerçeklik düzenine inanmak şirke düşmek ve tevhid ilkesini yadsımak olur. Tevhid ilkesi evrenin Tanrı olmadığı ama gerçekliğinden başka bir şey olmadığını getirir. Muhyiddin Arabi bu temel öğretisini varlık bilgi kelam (söz) yetkin insan (insan-ı kamil) psikoloji din ahlak ve estetik öğretileriyle bütünleştirmiştir. Öğretilerini onaylamasallarda sonraki dönemlerde Muhyiddin Arabi’den etkilenmemiş mutasavvıf yok gibidir.

   Namaz da daİm olanlar; Şeriat ve hakikatin birbirinden ayrılması imkansızdır. Bunlar bintani min ebin vahid "tek babanın iki kızıdır". Fütuhat'ın beşinci faslının bütün bap başlıkları Allah'ın mütekellim (birinci şahış) şahışla hitabı şeklindedir babın başlığı şu şekildedir."Kim benim şeriatımdaki nasibini (yani içinde olduğu anda riayet etmesi gerekeni) bilirse, Ben'im indimdeki nasibini bilmiş olur" Kuran'ın "ancak temizlenmiş olanların dokunabileceği korunmuş bir Kitap'ta" bulunduğu bildirilmektedir. Ayetin Kur'an mushafina (kitap) ancak abdestli bir müminin dokunabileceği şeklindeki klasik tefsiri hiçbir şekilde manayı tüketmez. Lafzından (ağızdan çıkan söz) hiç uzaklaşmaksızın kolayca idrak edebiliriz ki "korunmuş Kitap"a gerçekten ulaşmak için abdestin zahiri (açık belli görünür) ahkamından (buyruk) daha fazlası gerekecektir. İbn Arabi'nin bu noktada da bütün diğerlerinde olduğu gibi zahir (açık belli görünür) ve batını  (görünmeyen,gizli) ayırmadığını göreceğiz.Ve elbette, zahir ve batın asla ayrılmamaktaysa, birbirlerine zıtlaştırmaları da evveliyyetle (birinci derecede) hükümsüz (yargısız) olacaktır. Mevakiu'un -Nücümde, üç mertebe ve her bir mertebeye tekabül eden üçer felek ayırt edilmektedir. Bir felek "islami", "bir felek "imanı" ve bir felek de "ihsani" dir.Mertebelerin de cisim , nefs ve ruha ilişkin olacağı açıktır.Üç felek cisme, üç felek nefse ve nihayet üç felekse ruha bakmaktadır. 

(
Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa: 130) 

 

Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder, Nihayet onu severim. Ve onu sevdiğimde onun işiten  kulağı,gören gözü,tutan eli,yürüyen ayağı olurum" (Hadis-i Kutsi) Allah'ın sevdiği kulunun "kulağı,gözü,eli" olacağını bildirdiği hadis-i kudsidir Allah'ın kulunun işitmesi olabilmesi için öncelikle bu kulunun işitme melekesine bakan şer-i mükelliyetlere (tanrı buyruğu yapmak) hakkıyla riayet etmesi gerekecektir diğerbütün melekeler (insanda tekrarlarla gelen alışkanlık) içinde böyledir. Bu sebeple İbn Arabi teklife muhatap olan yedi azayı (uzuv) peş peşe ele almaktadır.

(Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa: 131)

 

 

4GÖZ'ün  şeriata riayet (gözetme) etmesi için kendisini haram ve mezmum (beğenilmemiş) şeylere bakmaktan alıkoyması hatta dikkatini dağıtan ve ondaki gafleti (boş bulunma, habersizlik) besleyen mübahlardan (şeriatın yap yapma diye bir hükmü altında olmıyan nesne, hareket) bile uzaklaşması gerekir. Gözünü bütün bunlardan çevirmiş olan kişiye bahşedilecek kerametler (bağış) mesela namaz kılarken Kabe'yi görmek melekleri ve cinleri görmek gibi normal algılanmayacak şeylerin görülmesi. Ama gözünü sakınan kişiye bahşedilecek asıl lutuf (hoşluk,güzellik) böyle şeyler değildir. Allah bu kulunun basiretini (kalp gözüyle görme) açacaktır, öyle ki kul kendi melekutunu (meleklerin ve ruhların alemi) ve mahluklarınkini (yaratık,canlı) müşahede (görünen, görülmüş) edebilir. Mahlukların hallerine ve manevi mertebelerine (derece) muttali (bir işten haberi olan) olabilir ve  daha büyük hiçbir nimetin olmadığı rü'yetullaha  doğru ilerleyebilir.

(Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa: 132).

 

4KULAK, gıybeti, küfür ya da günah içeren sözleri dinlemekten sakınmalıdır. Ayrıca kendini Kur'an, emr-i maruf (şeriatın buyruklarına uygun emir yaptırmama)  yapanların, nasihatçilerin ve mürşidinin (doğru yolu gösteren) sözlerine vermesi gerekir. Her türlü zikir içinde müteyakkız(uyanık) olmalıdır. Şayet bunlara riayet ederse pek çok keramet edinecektir. Nebatat (bitkiler) ve cemadat (canlılardan bitkilerden gayrı cisimler) da dahil olmak üzere mahlukların tespihini işitmek,melekleri dinlemek ve nihayet kelam-ı kadimi (kuran) hakikaten işitip anlayabilecektir.

(
Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewiczsayfa 132)

 

4DİL, boş sözlerden, yalan, iftira ve gıybetten (kınama) temizlenmeli ve kendileri için yaratılmış olduğu salih (iyi) amellere yönelmelidir. Kur'an okumak, zikrullah, emr-i maruf ... Bu sayede ortaya çıkması muhtemel olan kerametler gelecekten haber verebilmek, görünmeyen varlıklarla konuşabilmek, fevkalade uzak mesafelere sesini işittirebilmek ve sadece söz vasıtasıyla eşyaya varlık vermek gibi kabiliyetlerdir. Fakat hepsinden daha önemlisi, yukarda zikredilmiş olan  hadiste bildirildiği üzere, dilin mükellefiyetlerini (bir işi yapmaya mecbur olan) layıkıyla yerine getirmiş kulun ağzından konuşan artık Allah olacaktır. İbn Arabi burada iki menzil (konak yeri) ayırt etmektedir. Birinde kul Allah'ın huzurunda Kur'an okur, diğerindeyse kulun ağzından ona Kitabı okuyan Allah'tır.

(
Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa:132)

 

4EL, (ya da daha belirgin olarak söylersek sağ el) elbette öldürmek ve çalmak gibi büyük günahlardan beri olmalıdır, ama aynı zamanda her türlü malayaniden (faydasız boş) şeylerden  uzak durması gerekir. Yani yaptığı fiilerle de  hayır işlemeli, mesela sadaka vermelidir (zira sadaka hem kudreti hem cömertliği temsil eder).  Elin amelleri (uygulama) sayesinde ortaya çıkabilecek pek çok keramet (ikram) arasında mesela "havadan altın ve gümüş çıkarmak" gibi kabiliyetler bulunmaktadır. Ama Allah'ın muttaki (itaat edilen, boyun eğilen) kuluna verdiği hakiki mükafat bu cins tali (kısmet) lütuflara (hoşluk,güzellik) inhisar (tekel) etmez. Elini haram ve malayaniden (manasız,faydasız,boş şey) çekip salih amellerle(uygulama,din emirlerini yerine getirme) terbiye eden kul Yeddullah'ın mahlukat (yaratık,canlı) hakkındaki her şeyi Levh-i Mahfuz (Tanrı takdirinin,olmuş ve olacak şeylerin yazılı bulunduğu levha) üzerine yazışını müşahede (Tanrı alemini görme) edebilecek ve bu sayede mahlukatın hakikatlerinin ilmine hem icmali (ayrıntı ve uzantılara girmeden toptan söyleme ) hem tafsili (geniş olarak ve her yanını ayrı olarak bildirme) olarak ulaşacaktır.

(Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa: 132-133)

 

4KARIN, kafir nefsin karın (yani mide) ve tenasül uzvu gibi iki güçlü silahı bulunmakta ve bu silahlar vasıtasıyla bütün mahlukatı kendine kul etmektedir. Ama gerçekte bu iki silah arasında asıl korkulması gereken karındır.Zira karın zabt ü rabt (kontrol altına) altına alındığında tenasül uzvu da kendiliğinden ona tabi olacaktır. Hakikatte, demektedir İbn Arabi, beden kendi asgari ihtiyacının ötesinde hiç bir şey talep etmez. Bedenin yemek içmek, giyinmek ya da barınmak hususlarındaki bütün arzusu kendini muhafaza adına zaruri (mecburi iş) olandan ibarettir. Nitelik ya da nicelik bakımından bu zaruret sınırının ötesine göz diken bütün arzular nefse aittir ve sadece bu bile nefsin hamakatıni (beyinsizlik,anlamama hali) isbat etmeye yeter, zira hüküm (karar) ve ikamet (oturma) etmekte olduğu bedenin leşe, bu kadar müptela (teslim) olduğu yemeğin dışkıya, heveslendiği giyeceğin paçavraya e süslediği evin harabeye dönüşmesi mukadderdir. Bunu idrak etmek için ilahi bir ihtara bile ihtiyaç yoktur, çünkü bu bilgi kendiliğinden ve kesin olarak mevcuttur ve her an her şeyde yeniden tecrübe edilmektedir. O halde Allah'ın emretmiş olduğu gibi kanaate yapışmak ve nefsin ihtiyaçları için apaçık helalden başka hiçbir şeye tevessül (sarılma,inanma,sebep tutma) etmemek gerekir. Buna göre yaşayan kişinin çeşitli kerametlere (ermişçesine yapılmış hareket veya söylenmiş fikir) nail (ele geçiren) olması mümkündür. Mesela yemeklerin helal ya da haram olduğunu anlamasını sağlayan işaretler vaki olur yemek elinde bereketlenip ziyadeleşir ya da sofrada hazır bulunanların arzusuna uygun olarak tabiat değiştirir. Mutat (verilmiş olan,belli olan) sebeplerin yokluğu haline fevkalade yollardan yiyecek ulaşır, tuzlu su tatlı olur. Nihayette ise "gıdaların gıdası" olan, yani her şeyi var kılan ve var tutan Zat-ı İlahi'yi tanır.

(Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa: 133-134)

 

4AYAK,vazifesi farzların iflası (ödeyemeyecek duruma düşmek) için yürümek ve haram ya da malayaniden (faydasız boş şeyler) çekilmektir. Ayağın salim (sağlam) amelleri (uygulama) vasıtasıyla edilinen kerametlerin oldukça meşhur ve yaygın olduğu hemen görülecektir. Havada ve suda "yürürler" yer ayaklarının altında dürülür ve böylece birkaç adımda çok uzun mesafeleri katledebilirler. Havada yürümenin hakikati, hevayı hükmü altına almış olmaktır.(burada "hava" ve "heva kelimelerinin benzerliğine dayanan ve Fransızcaya tercümesi mümkün olmayan bir ,ifade inceliği bulunmaktadır) ve dolayısiyle yürüyüş kişiyi melekuta (tanrı alemi) vasıl kılacaktır. Su üzerinde yürümekse hayatın sırrına muttali (bir işten haberli,bilgili olan) olunduğunu(zira Allah"Yaşayan her şeyi sudan yarattık"(Enbiya21/30) gösterir.

(
Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa: 134-135)

 

4Tenezzulat mukaddimesinde geçen münacat kelimesi İbn Arabi'nin muhtelif ibadetler arasından namaz üzerinde duracağının derhal anlaşılmasını sağlayacaktır. Ekberi külliyatta sık sık namaz manasına gelen salat kelimesi yerine kullanılır. Musalli'nin (beş vakit namaz kılan) hareketlerinin alemdeki melekutlara işaret ettiğini hatırlatmaktadır. Kıyamdaki dikey vaziyet beşeri melekut, ardından gelen rükudaki yatay vaziyet hayvani melekut ve musalliyi arza doğru kapaklandıran secdeyse nebati melekuttur. Şeyh-i Ekber önce abdesti ele alır abdest ona göre sadece namazın şartı değil, ama müstakil bir ibadet hükmündedir ve tamamen saf olması hasebiyle aklı temizleyen "semavi su" ile karışık hale gelmiş olduğu için sırf duyuları temizleyen "arzi su"yu ayırt eder. Su hayatın kaynağı ve ilkesi ,arzın toprağıysa bedenin kendisinden yaratılmış olduğu maddedir. Suyun yokluğunda toprakla teyemmüm edilebilmesi de işte bu sebebe dayanır. İster abdest ister teyemmüm söz konusu olsun, bu temizlenme herhalukarda insanın asli haline dönüş anlamına gelmektedir.

(
Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa: 135-137)

 

4Ardından Şeyh abdestin bütün unsurlarına teker teker temas eder Ellerin yıkanması,yüzün yıkanması,ayakların yıkanması... ama Abdest aynı zamanda,biçimlendirdiği bütün tasavvurlardan arınan aklın kendi asli saffetine (temizlik,arılık) geri dönmesini sağlamalıdır."Ey akıl , sana ait namaz mahalline yönel ki O sana Kelam'ını okusun. İtikadından soyun. Sana hitap ettiği vakit de O'na cevap vereceğini düşünme." İtikad (inanma) bir bağdan, beşeri kavrayışın içine Allah'ı sığdırdığı bir tasavvurdan (zihinde şekillendirme) ibarettir ve ümmiye haline dönerek her türlü sınırlayıcı tasavvuru terk etmek, ilahi hitabı işitebilmenin olmazsa olmaz şartını teşkil eder. Kerametin lafızlarını(ağızdan çıkan söz) açıklayan ruh-i emin, ardından namazın iftitahı (açma,başlama) olan tekbirin batını (gizli)manasını öğretecektir."sen semavi  ya da arzi herhangi bir halde bulunduğunda zorunlu olarak Allah'ın isimlerinden bir ismin hükmü altındasındır. Bunu biliyor olman ya da olmaman müşahede etmen ya da etmemen hiç fark etmez. Harekat ve sekenatı idare eden ancak bu ilahi isimdir ve senin mümkün ya da mevcud sıfatını taşıman da onun vasıtası ile olmaktadır . Bu isim sana şöyle söyler "Ben Allahım" onun bu sözü haktır, ama ona şöyle cevap vermen gerekir. "Allahu ekber.[...}kesinlikle bilki Zat-ı ilahi sana asla Zat olarak tecelli etmez, ama sadece sıfatlarından bir sıfatın vechesiyle(yüz,tarz,uslub) tecelli eder.Ve sen Allah isminin manasını bilmezsin".

(
Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa:137-138)

 

4Tekbirden sonra refu'l-yedeyn ele alınır,  ki İbn Arabiye göre refu'l yedeyn sadece iftitah (açma başlama) tekbirine inhisar(tekel) etmemektir:Allah Teal seni kendisi ile münaccata davet etti. Ekrem seni lütuflarından nasip almaya çağırdı. Öyleyse mahviyyet(alçak gönüllük) ve fakr(yokluk) içinde olmalısın. Her tekbirde ellerini kaldır ki o tecellide sana açılmış olan geride kalsın..[...} Elde ettiğini heybene at ve ondan da büyük olan lütuf ve nuru talep et, zira Allah'ın büyüklüğünde  sınır yoktur, senin o tecellide görmüş olduğun muvaffak kılındığın takdirde sonraki tecellide göreceğinden daha küçüktür. Ekrem olan Allah'ın füyuzatı (manevi telkinler) hiç kesilmeyecek,sürekli artacaktır. Onu müşahede ettiğin sıradaki mahv (yok olma) ve fakriyetinle(yoksulluk,muhtaçlık) bu füyuzatı kabul et. Allah lütfetmeyi hiç bırakmaz,sen de kabul etmeyi hiç bırakma. Allah yüceltmeyi hiç bırakmaz, sen de secde etmeyi hiç bırakma

(
Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa:138)

 

4Ardından Ruh-i Emin kıbleye öğrenmenin sırrını öğretir."Semana (ruhuna) söyle ki letafetiyle (hoşluk, yumuşaklık) sana perde olmasın, arzına (bedenine) söyle ki kesafetiyle (kir ve pislik) sana perde olmasın." Batındaki kıble şeriatın zahirde (görünürde) tayin ettiği kıbleyi örtmemeli, zahirdeki kıble de batındakini (gizli) örtmemelidir. "Nereye dönerseniz dönün Allah'ın vechi oradadır." ayeti, Ruh-i Emin'in şu talimatında yansır "Dairevi bir yüz (vecd müstedit) ol[...] ki  bedenin Kabeye yönelmesi kalbinin huzur-i ilahiye yönelmesine mani olmasın."(Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa: 138) 
Kıble konusunu "Kıyam (ibadetleri ifa etmek) kıraat (okumalar) sırları" takip eder. Kur'an okuyan kişi Kelamullah'ı batınındaki haline göre değişen çok farklı şekillerde idrak edebilir ve bu şekillerden herbiri Kur'an'ın sayısız vechelerinden bir vechenin ifadesidir."Öyleyse Kur'an'ını ve Furkan'ını,Tevrat'ını ve Nur'unu, Kİtab'ını ve Zebur'unu tefrik etmeyi bilmelisin[....] Kur'an Muhammedi'ye tahsis edilmiştir.(muhtass bi'il-muhhammed), Furkan ise ona Musevi verasete iştiraki dolayısıyla  aittir." Kuranı bütün okunuşlarıyla idrak eden kamil kari (okuyan) için İbn Arabi'nin eserinin daha ilerideki bir bölümünde  yer alan mısraına  müracaat edebiliriz.
"Tevratını taşıyorum;İncilini taşıyorum,Kur'an'ını ve Zebur'unu taşıyorum"

(
Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa: 138-139)

 

4Namaz kıratı (okumaları) için İbn Arabi'nin ilk temas edeceği de Fatiha suresi olacak."Bil ki onun iki yönü ve bir ortası ya da iki kısmı ve bu iki kısmı birbirine bağlayan bir bağı vardır" Burada Fatiha suresinin hadis-i kudside işaret edilen özelliğine telmih (söz arasında başka bir şey kaydederek manalı söyleme) yapılmaktadır,"Namaza [yani namazın temel unsurlarından olan Fatiha'yı] Benim'le kulum arasında taksim ettim."Allah'a ait dört ayet, insana ait kısımsa son üç ayettir ve Allah'a ait kısımla Ancak Sana ibadet ederiz insana ait kısmı Ancak Sen'den yardım isteriz birbirine bağlayan beşinci ayet bu ikisi arasında berzah teşkil etmektedir. Kıraati rüku ve secde takip edecektir.

(
Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa:139-140)

 

4Müminin miraç,yani yükselişini teşkil eden bu inişin ilk merhalesi olan rüku da bedenin sadece üst kısmı eğilir ve bu sebeple de rüku sema ve arz arasında kıyamın temsil ettiği rububiyet ve secdenin temsil ettiği ububiyet arasında berzah olmaktadır.Böylece rüku, kendisinde yüksek (hakkiye)ve aşağı (halkiyye) hakikatleri toplayan insanın çifte tabiatını izhar eder.İşte bu yüzdendir ki rükudan doğrulan musalli mahlukata (ve dolayısiyle mahlukiyeti vechesiyle bizzat kendisine) Allah adına haber vermekte ve "Allah O'na hamd edeni işitmiştir" demektedir. Nitekim hadise göre de rükudan doğrulmuş kulun ağzından konuşan Allah'tan başkası değildir.
İbn Arabi, bedenin yere yönelmesiyle Allah'ın gecenin son üçte birininde dünya semasına inmesi arasında benzerlik kurar. Kıyam ,rüku ve secdeden sonra da celse, yani oturuş gelmektedir. Musalli,iftitah tekbiriyle beraber girmiş olduğu namazdan çıkmak üzere, başını sağa çevirerek  "Es-selamu aleyküm" demelidir.selamla namazdan çıkılmış mahlukata dönülmüş olur. Namaz bir yolculuğa dikey bir yolculuk,yani bir miraca benzetilmektedir. İbni Arabi esfar-ı erbaa şeklinde anılagelmiş dört yolculuğu, ya da daha doğrusu ayni yolculuğun dört mertebesini birbirinden ayırdeder (O'ndan,O'na,O'nda,O'nunla) ve bu mertebeleri kıyam,rüku,secde ve celseyle özdeştirir.

(Sahilsiz Bir Umman Muhiyddin İbn Arabi  Michel Chodkiewicz sayfa:140-146                                                                          
                                                                                                                                                                                  

 

         

yukarı