Sema'da ilahi sevgili'ye kavuşmanın hayali özlemi vardır....
Sema ederken ne neyden
haberimiz olur, ne teften....
Sufiler;
Vuslat özlemini gönüllerinde vecd haline getirirlerde geçici
dünyayı bir kenara iterek ölümsüzlük yurduna kanat açarlar..
Sema tasavvufta bir cezbe hali, Tanrıya ulaşmanın özlemi içinde
sufinin dünya kayıtlarından sıyrılarak kendinden geçişidir.Ruhun
derinliklerine inen,yürek hoplatan içli bir nağme,bir güzel ses,bir
dokunaklı şiir,o anda sufiyi heyecanlandırabilir. Bu çoşkuyla ayağa kalkarak kendi çevresinde
dönebilir.Bu bir sema’dır Sema,coşkunun harekete dönüşüdür.Mevlana Sufiler,vuslat özlemini gönüllerinde vecd haline getirirler de
geçici dünyayı bir kenara iterek ölümsüzlük yurduna kanat açarlar…der.
Sema ederken ne neyden haberimiz olur,ne teften…diyen
Mevlana Sema’da ilahi sevgiliye
kavuşmanın hayali vardır.Sema,aşıkların gıdası,ruhun safasıdır.diyerek
çevresindekilerin sema etmelerini öğütler.Mevlana çekiç darbelerinin
temposuyla sema eden coşkulu bir insan.
Neyin yanık iniltileri,tefin dokunaklı tempoları Mevlana’yı
kendinden geçirir,ayağa kaldırır sol ayağını yere vurarak,sağ ayağı
ile,sağdan sola birkaç çark atar(döner).O
şimdi dünyadan ayaklarını keserek,manevi
alemin sarhoşluğu içindedir.İlahi bir cezbeyle,vuslat zevkini hayal
etmededir.Kuyumcu
Selahaddin’in
dükkanının önünden geçerken altın döğenlerin
tempolu çekiç seslerini duyar duymaz vecde gelerek
hemen oracıkta sema etmesi bu yüzden .
(MEVLANA
ve MEVLEVİLİK Mehmet Önder sayfa:222)
"Mevlevi Mukabelesi " denilen sema Mevlevihanelerde “semahane” denilen
özel mekanlarda yapılır. Semahane genelde daire şeklinde, tahta
döşemeli geniş bir salondur. Bütün semahanelerde zeminden
yüksekçe,önü parmaklıklı bir set vardır ki,buraya ‘mutrıb’ denir.
Musiki heyetinin (neyzen,kudümzen ve ayinhan ) yer aldığı mutrıbın sağında, solunda sema-ı
seyretmek üzere dışardan gelen ziyaretçilerin oturdukları
altlı-üstlü mahfeler vardır. Semahanenin uygun bir yerinde Naat-ı
Mevlana’nın (sözleri Mevlana’ya ait Hz Peygambere bir övgüdür)
okunduğu Naat Kürsüsüsü ayrıca Mesnevi’nin okunup yorumlandığı Meslevihan
Kürsüsü vardır.
Mutribin karşısında, yanında ve Semahanenin durumuna göre uygun bir
yerinde dergah şeyhinin (postnişin)in. Ayrıca dergah ileri gelenlerin
(zabitanın) oturdukları(ser tarik,ser
tabbah,semazenbaşı,kazancı dede) postları serilidir. Şeyh Mevlana’yı
temsil eder ve Hakikat-i Muhammediye’nin mümessilidir. Postun rengi
kırmızıdır. Kırmızı zuhur ve tecelli rengidir. Bilindiği gibi
geceden sonra gündüz, güneş doğarken (fecr) denen bir kızıllıkla
başlar. Bu yeni bir günün başlangıcı,bir tecelli rengidir.Ayrıca Hz
Mevlana,17 Aralık 1273 Pazar günü akşama doğru güneş batarken, bu
fani dünyadan,ebedi aleme yolcu olmuş,Tanrıya kavuşmuştur. Güneşin
batışı da kızıllıkla başlar, bu da vuslat rengidir. Bu anlayışla şeyh
postu hem vuslat, hem tecelli rengi olan kızıldır. Postun ucundan
tam karşıya uzanan tasarlanan çizgiye Hatt-ı istiva denir.
İstiva ululuk mertebesidir. İnsanı mutlak hakikate,vahdete götüren
en kısa yoldur. Bu çizgiye asla basılmaz. Önüne gelindiği zaman
saygı ile baş kesilir.
(MEVLANA ve MEVLEVİLİK Mehmet Önder sayfa: 223)
SEMA
AYİNİ (Mukabele)Sema
ayini, dergahlarda belli gün ve gecelerde, Şeb-i Arus’ta ya da
şeyhin arzu ettiği bir zamanda yapılır.Semayı "Meydancı Dede"adı
verilen dergah idarecisi başlatır. Meydancı edeple ve usulüne uygun
şekilde şeyh odasına girer,(semaa destur)izin ister,şeyh
“eyvallah”diyerek bu izni verir. Meydancı dergah avlusuna çıkarak
usulünce “abdeste,tennüreye sala….” Diye haykırır, görev
alacaklar,abdest alır,semazenler tennurelerini(sema'da
giyilen etekleri geniş ve uzun elbise) giyerler.
(MEVLANA ve MEVLEVİLİK Mehmet Önder sayfa:
224)
NAAT-I MEVLANA OKUNMASI`; Sema Na’athan tarafından (Na’atı Mevlana ) okunması ile
başlar. Bestekâr Itri’nin beslediği Naat-ı Mevlana sözleri Mevlana’ya
ait Hz Peygamber’e bir övgüdür. Bundan sonra bir neyzen ayin hangi
makamdan yapılacaksa, o makamdan taksime başlar. Ney, insan-ı kâmil
(olgun insan) ın sembolüdür. Yanık içli sesiyle Hakka vuslatın
özlemini dile getirir. Taksim bitince, küdumzen başı birkaç daha
darbe vurur. Bir uyanış, kendine geliştir. İlk darbede, herkes
(Allah) diyerek ellerini yere vurur, ayağa kalkarken Neyzenler de
ayağa kalkmışlardır. Peşrev başlamıştır.
(MEVLANA
ve MEVLEVİLİK Mehmet Önder sayfa: 224)
SULTAN VELED DEVRİ;
Şeyh postun önüne gelir,baş keser(
dervişin başını öne eğerek selam vermesi),Şeyhle birlikte herkes de baş
keser. Şeyh sağa döner, sağ ayağını atıp sol ayağını, parmak uçlarını
yere basarak ve biraz durarak, sonra sol ayağını,
atıp sağ ayağını gene aynı tarzda basarak yürür,Üç adım atınca posta
döner.Arkasındaki de postun önüne
gelmiştir.Her ikisi de Hatt-ı İstiva’nın (postun ucundan tam karşıya
uzanan tasarlanan çizgi)
önündedir. Birbirine baş keser ve tekrar aynı adımlarla
yürümeye,salonu devretmeye başlar. Bu üç devirdir ve Sultan Veled
Devri denir. Bu devir ölümden sonra Sur’un sesiyle dirilişi,manevi
mürşid olan Şeyh’in rehberliğinde Allah’a yönelişi, gerçek varlıkta
hayat bulmayı ifade eder. İlk devir,Allah’ı ilimle
bilmeye(İlmel-yakin),ikinci devir Allah’ı görmeye(Aynel-yakin) üçüncü
devir. Allah’la bir olmaya (Hak-kel
yakin) delalet eder.Şeyh ve dergah canları birbirine baş
kesmekle,yani cemal,cemale niyaz etmekle,mutlak varlığın,kemal
zuhurunu takdis ederler.Bu karşılıklı görüşme,ayrıca birbirinin
gönül kıblesine secdeye varıştır. Şeyh birinci devreyi tamamlarken,kidemce en
geri, en genç semazenle karşı
karşıyadır. Birbirine baş keserken, şeyh alçakgönüllülüğün de en
güzel ve anlamlı misalini verir. Semazenlerin başındaki külah mezartaşına,
hırkası mezarına, sırtındaki beyaz tennuresi de
kefenine
işarettir. Onlar Mutlak Varlık olan Allah’ın huzurunda, Allah’a
gönül vermiş, Ona ulaşmağa azmetmiş dünyadan
sıyrılmış, gayb âleminin aşk pervaneleridir. bu üç devir
tamamlandıktan sonra Şeyh postuna,semazenler de en başta semazenbaşı
olduğu halde yerlerine geçerler.Bu
sırada peşrevde sona ermiştir.
(MEVLANA ve MEVLEVİLİK Mehmet Önder sayfa: 225)
SEMA ve SELAMLAR;
şeyh posta geçince sema başlar semazenle hırkalarını çıkarırlar.
Böylelikle dünyadan ilişkilerini kesmiş, mezarlarından çıkmışlardır.
Şeyh postun önünde yürür, baş keser. Herkes
de bu selama uyar. Semazenbaşı ilerleyerek şeyhin sağ elini öper.
Şeyh te onun sıkkesini. Bu sema’a
destur (izin) verildiğinin işaretidir. Semazenbaşı şeyhle bu
görüşmeyi yaptıktan sonra biraz ilerleyerek
durur.Sıradaki semazenler, birer birer yürür, şeyhle görüşerek,
ellerini göğüs hizasından yukarı doğru
açar, sema’ya başlarlar. Sağdan sola dönerken sol ayağı yerde
direktir. Bu sırada
semazen içinden (Al-lah) der ve sağ kol sağa, sol kol da sola
açılır. Sol eli aşağıya dönüktür. Bu
Hak’tan alır halka saçarız, hiçbir şeyi kendimize mal etmeyiz,
Görünüşte var olan, vasıtalık eden bir suretten başka bir şey
değiliz
anlamına gelmektedir.
Bir başka ifadesiyle de Ğöğe
ağarız, yere yağarız. Varlığımız, Hakk’ın rahmetinde yok olmuştur
demektedir. Semazenler, hem kendi etrafında döner. Hem de meydanı
devrederler. Sonsuzluk evreninde gezegenlerin, daha bir çok
yıldızların, güneşin cazibesiyle
(çekim gücüyle)
hemkendi çevrelerinde, hem de güneşin çevresinde döndükleri gibi. Sema
bütün âlemlerin yaratıcısı
Tanrı’nın huzurunda, onun aşkına bir devr-i âlemdir. Aslında sema,
gerçek varlığa ulaştıran insanı
kendinden geçiren bir ilahi can sarhoşluğudur. Mevlana’nın ifadesi
ile Aşk’a kavuşmak,aşkla buluşmak
sultanlığı için vasıtadır.
(MEVLANA ve MEVLEVİLİK Mehmet Önder sayfa:225-226 )
SEMA;
selam olarak adlandırılan dört bölümden meydana gelir. Birinci
selam, alemleri
seyretmedir.Hakkın büyüklüğünü ve yüceliğini idraktir. Aşıklar, bu
selamda şüphelerden kurtulmuş, Hakkın
birliğine iman etmişlerdir. İkinci selam, Vahdeti, Tanrı birliğini
görüş haline getirmektir. Üçüncü selamda
aşıklar görüşlerini “biliş” ve “oluş” mertebesinde ulaştırırlar. Bu
bölümde aşıklar, kendilerini Mutlak
varlığın kemal durağında yitirmiş, yok olmuşlardır. Son ve dördüncü
selamda aşıklar kendilerini Mutlak
Varlıkta yok bilmeleri halidir. Bu selamda semazenler, Vahdet
durağında ayak direyerek yalnız kendi
merkezleri çevresinde dönerler. Her selamın sonunda semazenler,
bulundukları yerlerde, yüzleri sema
meydanına dönük olarak dururlar. Dururken kollarını niyaz
vaziyetinde göğüslerinde çarparlar, gözlerini
yumarlar tek durmazlar, ikişer, üçer, dörder kişilik kümeler meydana
getirirler, sonra bir araya gelirler Sema’nın son selamında Şeyh de
semaya girer kol açmaz ,yakasını tutarak, sağdan sola döner.şeyh
sema ede ede, yavaş yavaş posta varır.varmasıyla da sema sona erer
semazenler yerlerini alır,hırkalarına bürünürler..Bu sırada Kur’an’dan bir aşir
okunur.Tamamlanınca derviş dua eder.fatiha okunur
ve hep birlikte (Huuu…) çekilir.
Sema, Hz Mevlana'nın vefat yıldönümü gününün gecesi olan Şeb-i
Arus'ta veya bir bayrama rastlamışsa sema sonunda tebrik
töreni yapılır. Bu törende herkes hırkasının kollarını giyer.
Semazen başı, şeyhe doğru ilerleyerek baş keser, iki eliyle
şeyhin sağ elini kavrar ve öper, şeyh de aynen onun elini öper
ve sağ yanına alır. Bundan sonra sırada ki şeyhe gelir. Ayni
görüşme yapılarak şeyhin sağındakilerle de görüşülerek devam eder.
Böylece en sondaki de şeyhle beraber herkesle görüşmüş
olur.Semazenlerden sonra , mutrıbdakiler de kıdemlerine göre sıraya
girerek görüşmeyi sürdürürler.Bu tebrik ve bayramlaşmadan sonra,
şeyh fatiha çekerek semahaneden ayrılır, diğerleri onu takip ederler (MEVLANA
ve MEVLEVİLİK Mehmet Önder sayfa:226 )