TASAVVUF YOLU (Gönül Gözünü Açmak)                               

 

 

Sufizm (tasavvuf) bir dünyadır, bir dünya görüşü değildir. Ayakları yere basar, soyut değildir buna rağmen herhangi bir dünya görüşü yoktur ve bir sistem olmadığından dolayı da bilgiyi sistematize etmez. Bir sistem değildir hiçbir zaman tam bir açıklama vermez yalnızca çok ufak ipuçları içgörürleri verir dönüp dolaşıp aynı yere gelmez felsefe yapmaz. Sürekli hikâyeler anekdotlar, mecazlar, deyişler ve şiirler ortaya koyar, bir metafizik değil mecazdır ayı işaret eden parmaktır. Parmağı analiz ederek ayı anlayamazsınız. Ama içtenlikle o yöne bakarsanız ay’ı görürsünüz. Parmak, ay değildir, ay olamaz ama ayı gösterebilir.

 

Sufi hikâyeleri felsefe değildir. İnce ipuçları fısıltılardır. Sufizm bağırmaz hafifçe fısıldar . Doğal olarak sadece içtenlikle dinleyecek olanlar-yanlızca içtenlik değil empati ile de –güvenle kalplerini açıp teslim olmaya hazır olanlar Sufizmin ne olduğunu anlayabilir. Yalnızca sevebilenler Sufizm ne olduğunu anlayabilir.Zen kadar mantıklı değildir. Zen kadar mantıksız da değildir. Sufizm mantıklı olmanın bir uç, mantıksız olmanınsa diğer bir uç olduğunu söyler.

 

Sufizm ortalarda bir yerdedir, ne mantıklı ne de mantıksız. Sağa ya da sola yatmaz. Saçma değildir. Zen felsefe karşıtıdır. Ama felsefe karşıtı olduğunuzda felsefi olursunuz. Sizin felsefeniz de budur. Sufizm uçları reddeder. Sufizm ortadakini seçer, tam ortadakini seçer tam . Zen ‘deki anahtar kelime “dikkat’’tir sufizmdeki anahtar kelime ise “yürektir”

 

Zen zihne karşıdır ama zihnin ötesine zihinle geçer. Sufizm zihne karşı değildir Sufizm zihne tamamıyla kayıtsızdır. Sufizm yüreğe yoğunlaşmıştır; kısacası zihni umursamaz, Yüreğe inanır.

Sufi ‘de bir aydınlanma olur. Eğer Zen’deki aydınlanmaya 'satori', zihin uyanıklığı dersek Sufi’deki aydınlanmaya da ‘yürek uyanıklığı’ denilebilir. Sufi’nin yolu aşığın yoludur. Zen yolu savaşçının, Samurayın yoludur.

 

Zen de, sufizm de hikâyeler kullanır ama hikayelerin değişik bir havası vardır. Zen hikâyesi saçmadır.Bir bilmecedir, ve de çözülmeyen bir bilmece. Deneyebilirsiniz ancak hiçbir zaman çözemezsiniz. Zen hikâyelerinin bir özüdür bu. Saçma olmak zorundadır çünkü zihninizi ortadan kaldırmaya yarayan, zihne şok veren bir araçtır. Zihninizi öldürecek bir kılıçtır. Neredeyse çıldıracak duruma gelirsiniz çünkü bir çözüm yok gibi görünür ve üzerinde düşünmeye devam etmek durumundasınız. Bir derin düşünme aracıdır. Ve unutmayın eğer bir çözüm olmadığını düşünürseniz olayı anlayamamışsınız demektir. Bir çözüm olmadığını anladığınız bir farkındalığa gelmeniz gerekir. Bu çözümsüzlük, sonuçsuzluk durumunda bir aşama olur. Bu sıçrayış bir kuantum  sıçrayış–zihnin ötesine zihinle geçtiniz. Zen hikâyeleri zihindeki düğümü kesmeye yarar. Sufi hikâyesi bir bilmece değildir. Bir meseledir. Bir şoktur. Bir kılıç değildir ikna edicidir. Baştan çıkarıcıdır. Aşığın gönül vermişin yoludur. Çok duyarlı, yumuşak ve dişildir. Zen çok erildir, Sufizm ise dişildir. Zen hikayesi sizi çıldırtır. Zihinde çıldırtıcı bir durum yaratarak zihni aşmanızı sağlar. Sizi çıldırtır! Sufi hikayesi yavaş yavaş sarhoş eder, yavaştır ama kaçınılmazdır.

 

 

Sufi hikayesini bir şiirselliği, bir ritmi vardır. Sufi hikayesinin üzerinde düşünülmez, özümsenir. Zen hikayesinin üzerinde düşünmek gerekir. Sindirilmelidir, çay gibi yudumlanmalıdır. Zen hikâyesi çok yoğun, gergin bir zihinle araştırılmalıdır. Tüm enerjinizi hikâyeye vermeniz gerekir. Tüm dünyayı unutmanız gerekir. Geriye yalnızca ufak saçma hikâye kalır. Çözülemeyeceğini bilirsiniz ama tüm enerjinizi vermeniz gerekir. Ve her zaman bunun saçma olduğunu ve bir yere götüremeyeceğini bilirsiniz. Ama Usta Yoğunlaş ! Uyanık ol ! Dikkat et ! ”  der.

Sufi hikâyesi tam bir hikâye gibi dinlenmelidir. Sufiler çok iyi hikâye anlatırlar. Sıcak ve samimi ortamda oturup çay kahve yudumlarlar. Hikâye başlayacaktır. Ve hikâyeyi usta anlatacaktır. Yalnızca ipuçları verir, ama çok yoğun ve etkilidir. Öğrencinin yapacağı tek şey katılımcı olarak değil de samimi, açık kalpli ve rahat  bir şekilde dinlemektir. Hikâyenin tadını çıkarırsanız size sırlarını açar.

 

Sufizm bir dünya görüşü değil, görmektir. Dünya görüşü olduğunuz yerde sayıyorsunuz demektir, bir felsefeye, gerçekle ilgili belli açıklamalara inanırsınız. Aynı kalırsınız, değişmezsiniz. Dünya görüşü sizi biraz bilgilendirir -daha bilgili olursunuz. Görmek ise sizi dönüştürür. Ancak dönüştüğünüzde, yaşamın başka yüksekliklerini ve derinliklerini deneyimlediğinizde görebilirsiniz. Sufizm bir görüdür. Sufiler ‘Sufizm’ demez,bu başkalarının verdiği bir addır. Onlar tasavvuf derler, bu bir aşk görüşüdür, gerçeğe aşk ile yaklaşmaktadır.

Sufi derki “Biz ve var oluş biriz. Var oluşla kavgaya lüzum yok Gönlünü al, birleş, davet et, sev, arkadaş ol ve var oluş sırlarını kendisi açacaktır.” Dünya görüşüne sahip bir insanın saldırgan bir tavrı vardır. Görenler ise aşıktır. Yaşama inanılmaz, yaşama güvenilir; inanılan şey felsefelerdir İnanç, güvenmenin kötü bir kopyasıdır. Unutmayın, inanmak zihindedir, güven ise yürekten gelir.

 

Sufizm bir felsefe değildir. Ama bir felsefe karşıtı da değildir. Yanlızca felsefeyi ve felsefe karşıtı olmayı umursamaz. Es geçer, kayıtsızdır. Der ki Gerçek varken ne diye kelimelerle uğraşayım. Suyu içmek varken ne diye suyla ilgili teorilere kafa patlatayım? Güneşe çıkıp güneş ışınlarıyla dans etmek varken ne diye teorilerle boğuşayım? Gerçek düşünülmesi değil karşılaşılması gereken bir şeydir. Gerçek inanılmalı, yaşanmalıdır. Gerçek bir sonuç değildir.

 

Bir kıyaslama süreci ile gerçeğe ulaşamazsınız. Gerçek düşünülmesi değil karşılanması gereken bir şeydir. Gerçek inanılmamalı, yaşanmalıdır. Düşünmeye gerek yok. Yaşayın onu! Gerçeği yalnızca yaşarak bilebilirsiniz. Sufizm bir düşünce yolu değil, bir yaşam yoludur, bir yaşama yolu; bir yaşam felsefesi değil bir yaşam yoludur.Sufizm bir zihin oyunu değildir; zaten bu yüzden pratiktir.Çünkü cennet başka bir yerde değildir.Mutsuzluğunuza neden olan şeyleri bıraktığınızda cennettesinizdir, daha doğru söylemek gerekirse cennetsinizdir. Sufizm ne’ler hakkında değil, nasıllar hakkında konuşurlar Sufizm sizi ikna etmek için çabalamaz. Hazır olanlarla paylaşmak için kendini sunar. Yalnızca cesaretli olanlar bilinmeyenin içine atlayabilir. Tabii ki bilinmeyen hakkında zaten bu yüzden bilinmeyendir. Tartışılmaz

 

GÜVENİN….

Bırakın Sufizme karşı yaklaşımınız güven olsun.   Ve yine unutmayın ki yalnızca güvenenlere açıktır. Ve yine unutmayın ki yalnızca cesaretli olanlar güvenebilir. Korkaklar bilinmeyenden kaçar. Bir ırmak, çok uzak dağlardaki kaynağından çıkıp çeşitli kırları ve vadileri dolaşarak sonunda çölün kumlarına ulaştı.

 

BİR IRMAK ,

 

Irmak yaşam için kullanılan mecazdır-sizin yaşamınız için, benim yaşamım için, herkesin yaşamı için. Bir tesadüf eseri aniden buraya gelmediniz.Hep buradaydınız.Irmağınız,uzaklarda tamamıyla unuttuğunuz dağlardan, artık hakkında bir fikrinizin olmadığı bir kaynaktan hep akıyordu.

Çeşitli vadileri dolaştınız. Kaya oldunuz, ağaç oldunuz, kuş oldunuz, her şey oldunuz! Her türlü deneyimi yaşadınız. Birçok yerden geçtiniz. Tüm çeşitliliklerden, tüm olanaklarda geçtiniz yaşam sizi bu şekilde zenginleştirir. Ama siz unutmaya devam ediyorsunuz. Çok fazladır, anımsanmaz. Günlük kaygılar çok fazladır, bilincinizin büyük kısmını ele geçirdiği için hatırlayamazsınız. Deneyimlerinizin büyük bir kısmını unutmanız gerekir çünkü dikkatiniz çok kısıtlı ve bu dikkat de fazla bir şey anımsanmaz. Her gün yaşadıklarınızın  yüzde doksan dokuzu unutmak durumundasınız geri kalan  yüzde  bir saklanır. Birkaç gün sonra bu yüzde bir bile tamamıyla saklanamaz bir kısmı unutulur, Birkaç yıl sonra tümü unutulur, yalnızca hafif bir koku kalır. Eğer farkındalığınız artarsa daha fazla anımsayabilirsiniz. Buda , zihin günlük kaygılara boğulmamışsa geçmiş yaşamların anımsanabileceğini söylemiş. Bu doğrudur, günlük işlerden boğulmazsanız geçmiş gün ışığına çıkmaya başlar. Buda, geçmiş yaşamlarını anımsadı ve onlardan bahsetti -fil olduğu,ağaç olduğu yaşamlarını ve daha nicesini.

 

Buraya bir anda gelmediniz,bir sürekliliğiniz var Bilinç bir ırmaktır. Sufiler hep bilinç ırmağı, yaşam ırmağı hakkında konuşurlar bu bir harekettir, durağan değildir. Buradayken bile durağan değilsiniz.Her an bir şeyler değişiyor. Beden bir akıştır. Birbirini takip eden  iki dakika içinde bile aynı değilsiniz. Sabah  çok mutluydunuz, güven dolu, öğleden sonra  şüphe ve güvensizlikle doldunuz ve akşamleyin herkes kuşkucu, aşağılayıcı ve alaycıdır. Sabahın erken vakitlerinde herkes  şükran dolu ve masumdur. Gün ilerledikçe, oradan buradan etkilendikçe, itilip kakıldıkça masumiyetinizi kaybetmeye başlarsınız. Sürekli değişiyorsunuz.  Eğer aynı kalmaya çalışırsanız hüsran yaratırsınız. Çünkü o zaman yaşamın doğasına karşı gelirsiniz. Mesaj akmaktır. Mesaj akıntıya karşı yüzmemektir, budur yaşam. Ve korkmayın çünkü bu ırmak yüzyıllardır akıyor.

-korkmaya gerek yok- ve gelecekte de akmaya devam edecek . Bir ebediyetten diğer ebediyete akarak devam eder. Siz evrenin bir parçasısınız. Gözden kaybolsanız bile yok olamazsınız, öz yok olmaz. Yalnızca gerçek olmayanlar kaybolmaya devam eder, ama siz özde gerçeksiniz. Kaynak, dağlarda yükseklerdedir. İşte bu yüzden dünyadaki   tüm dinler insanın Tanrıdan  düştüğünü söyler. Kaynak ,dağlarda yükseklerdedir. İnsan  yükseklerden düşmüştür. Her bilinç, Sufinin çöl dediği cul-desac noktasına noktasına ulaşır. Çöl , yok olduğunuzu hissetmeye başladığınız noktadır. Her bilinç, bir gün çöl ile karşılaşır, çünkü çölü geçmezseniz gerçekten olgunlaşamazsınız. Bu ruhun eğitiminin bir parçasıdır. İnsan ihtiyacı olan her şeye sahip olduğunda çöl ile karşılaşır. Refah toplumu çöl ile yüzleşir. Fakir toplum halen çölden uzaktır. Zenginlik çölü yakınlaştırır, çünkü arzuladığınız her şeye sahipsiniz, istediğiniz kadına, eve, paraya, prestije ve güce sahipsiniz. Her zaman hayalini kurduğunuz şeylere sahipsiniz, artık hayalini kuracak bir şey yoktur, çöl gelmiştir. Aniden bir çeşit uykusuzluk hissedersiniz. Uyuyamazsanız, çöl her yerdedir. Bu çölü nasıl aşmalı- anlamsızlık, hüsran ve saçmalık çölünü?

 

Irmak, diğer engelleri aştığı gibi bunu da aşmaya çalıştı.Doğal olarak. Hep geçmişimize göre karar veririz. Bu her zaman işe yaramıştır ve bunun her durumda işe yarayacağını düşünürüz. Ama bir gün öyle bir şey olur ki geçmişiniz hiçbir işe yaramaz. Bu gerçek bir krizdir. Ve iyi de fırsattır.

 Eğer geçmişe göre hareket etmeye devam ederseniz intihar ediyor olursunuz. Tehlikelidir, eğer problemin yeni olduğunu ve çözümün de yeni olması gerektiğini görecek kadar zeki iseniz -eski çözümler işe yaramaz- bunu görecek kadar zeki iseniz o zaman bir fırsattır bu çölü aştığınızda büyük bir olgunluğa ve bütünlüğe erişeceksiniz. Ve unutmayın bu her zaman böyle olur. Diğer engelleri aştığı gibi. Dağları, platoları, vadileri aştı. Irmak birçok şeyi aştı. Yüksek dağlardan, bilinmeyen bir kaynaktan gelerek, uzun yollar kat etti, uzun bir hacdaydı. Sert kayaları aşmak için birçok deneyim yaşadı, her zaman başardı. Ama tüm bu deneyimler şimdi engel oluşturacak.

 

Irmak, bunu da aşmayı denedi-çölü-ama devam etiğinde suyunun yok olduğunu gördü. Bu yeni bir durumdur. Zekâ, yeni bir şeyle karşılaştığında eski bir şey denenmeyeceği gerçeğini bilmektir. Durum yeni ise, Yeni olun! Yaratıcı olun! Geçmişi Bırakın! Yenilenin! bırakın bilinciniz yeniye tepki versin.Yanlış yapmaktan korkmayın çünkü yeni durumda bağışlanmayacak tek hata eskiden işe yaramamış bir şeyi tekrarlamaktır-bağışlanamayacak tek hata! diğerleri hata değildir. İnsanız ve hatalarla öğreniriz. Bu şekilde öğrenmişti çölü aşması gerektiğine, ama hiçbir yolu yoktu.

 

Sufiler inanç kelimesini çok garip bir şekilde kullanırlar. Sufiler inancın dışardan değil, derinlerden geldiğini söylerler. Örneğin herkes mutluluğu arar -işte inanmaktır. Doğaldır.  Kimse size mutluluğun olası olduğunu söylemedi, doğanızda vardır bu, herkes mutluluğu arıyor. İnanmak doğanızda vardır. Sufiler kelimeleri kendilerine göre kullanırlar. Dili evirip çevirirler ve kendi görüşlerine uydururlar. Ve bence onlar inanç kelimesini olması gerektiği gibi kullanıyorlar

 

Bir şekilde inanmıştı, tüm bilgilere, tüm deneyimlere rağmen, Irmak çölde kaybolduğunu görüyordu ama kaderinin bu çölü aşmak olduğuna dair bir inanç vardı. İnanç vardır, ama arayış ve macera –kişi oraya buraya bakmaya, bu ya da o yöne gitmeye devam eder. Kaderinizin doyuma ulaşması için bir yol olmalıdır. Bu şekilde inanmıştı bu çölü aşması gerektiğine ama hiçbir yolu yoktu. Çölden gelen  gizli  bir ses o anda fısıldadı,”ırmak da rüzgar gibi çölü aşabilir”, eğer yüz yüze geldiğiniz sorunu dinlerseniz, geçirdiğiniz krizi, krize kulak verirseniz, kapıyı açacak anahtarı bulacaksınız. Çözüm problemin içindedir. Mesaj budur. Derman-şifa derdin içindedir. Probleme, önyargılı cevaplar olmadan, derinlemesine girerseniz, problemin kendisi size fısıldayacak, çözümün ne olduğunu anlatacak. Çöl ırmağın krizidir, ırmak çölde ölüyor. Ama bak -çöl bile arkadaşındır yalnızca dinlemen gerek. Kızgınsan kızgınlığını dinle ve böylece şefkate açılan kapının anahtarını bulacaksın.

Farkında olma sanatı budur. Gerçek meditasyon budur, bir sorunla karşılaştığınızda soruna derinlemesine dalın -ancak halihazırda bir çözümünüz yoksa dalabilirsiniz. Böyle çözümler düşmanlardır. Farkı görün. Kafanızda bilgi olarak taşıdığınız bu çözümlerin arkadaş olduğunu sanıyorsunuz. Bu doğru değildir. Bu çözümler düşmandır. Bu çözümlerden dolayı sorunun ince fısıltısını duyamazsınız. Problemin gizemini çözemezsiniz. Çöl fısıldadığı zaman verilen mesaj budur."ırmak da rüzgâr gibi çölü aşabilir”

  

Irmak karşı çıktı. Nerede olduğunuzu bilmiyorsunuz ve reçeteler yazmaya, öğüt vermeye, karşı çıkmaya devam ediyorsunuz. Bu bir çeşit kölelik itirazlarına yazar şöyle cevap veriyor.  “Teslimiyet sizi, köle değil usta yapar -ama bu yaşanması gereken bir gizemdir. Ve yaşamadan da anlamanın yolu yoktur gelen bütün itirazlar geçmiş bilgilerinizden gelir. Ve bu geçmiş bilgi artık geçerli değildir.Bu ırmak hiçbir zaman bir çöle girmedi, hiçbir zaman bir çölü aşmadı. Çöl ilk kez ırmağın yaşamına ulaştı.

 

Tasavvuf yolunun mesajı şudur, Öl Buradaki ölüm mecazi ölümdür ve derin anlamlar içerir.

 

Öl, böylece gerçekte olduğun hale dönüşebilesin.

Egonu öldür ki kutsal olanın içinde doğabilesin.

Geçmişi öldür ki; geleceğe açık hale gel.

Bilgini öldür ki; bilinmeyen içine dolsun.

Zihnini öldür ki; yüreğin tekrar atmaya başlasın.

 

Burada değişik bir ölüm söz konusu. Burada beden ölmüyor. Bu ölüm egonun ölümü. Egonun kapısı kapanıp yeni bir kapı açılıyor. Bu kapı ölümsüzlüğün kapısıdır. Bu ölüm, aydınlanmadığınız için yaşadığınız ve aydınlanmazsanız devam edecek olan, daha önceki milyonlarca ölümünüze benzemez.

 

 

Nasıl yaşadığınızı anlamaya çalışın. Ancak her şeyi değiştirmek için acele etmeyin. Derin bir şekilde izleyin. Yanlışı görün ve gözleriniz doğru olan yöne hareket etsin.

 

Hayata evet diyebilmek zordur. Çünkü hayır demek üzere eğitildiniz. Bir çocuk doğduğunda evet diyendir. Yavaş yavaş kendini bir birey olarak hissetmeye başlar. Ve böylece hayırlar yükselmeye başlar. Bu onun egosunun doğuşudur. Ego hayır olmadan var olamaz. Bu birey olmak için gerekli, içsel bir gerekliliktir. Eğer evet demeye devam ederse kendi varlığını belirleyemez evet bir belirleyicilik taşımaz. Hayır dediğinizde onu söyleyen bir ben vardır evet ise bir ben belirleyicisi içermez. Evet dediğiniz sürece, siz ve yaşam bir olarak kalırsınız evet veya hayır geçmişinizden, hatıralarınızdan değil o an hissettiklerinizden kaynaklanmalı. Evet ve Hayır, nefes almak ve vermek gibidir. İkisine de ihtiyaç vardır. Hayır ego için gereklidir. Ancak unutmayın ki sizinle Tanrı arasında ki en büyük engel egonuzdur aslında ego zayıflık, alçakgönüllülük ise güçlülüktür. Bu bir çelişki gibi görünür. Egoya derinlemesine bakarsanız eğer, insanın kendi zayıflığının çevresindeki zırh olduğunu görürsünüz. En zayıf olanın en fazla egosu vardır. Gerçekten güçlü insan ise korunmasız, yaralanmaya açık yaşar. Egonun gücü taşa alçak gönüllüğün ki ise suya benzer. Lao Tzu  “su gibi olun” demiştir. Sonunda kazanan su olur büyük bir taşın üzerine akan bir şelaleye bakın. Sonunda yumuşak ve dişi olan su taşı eritir ve yok eder. Burada taş sertliği yüzünden kaybeder.

 

 

Her türlü yargılama yanlıştır. Çünkü tüm dünya derin bir bağ, iletişim içerisindedir. Bütünü bilmeden parçayı bilemezsiniz. Her şey halkalar gibi birbirine bağlı olduğu için, bir şey başka bir şeye yol açar. Şu an hem geçmişe hem de geleceğe bağ oluşturur. Tüm yargılamalar sadece bir parçayı içerdiği için yanlıştır. Hayat parça parça gelir. Yargı ise bir bütünü kapsar. Yargılama bir engeldir. Yargılama yapmak, zamanla size yardımı olamayan bir alışkanlık halini alır. Yargılarda bulunmak bayat bir zihin durumu manasına gelir. Bir insan sona doğru yolculuk istiyorsa en temel yapması gereken şey yargıda bulunmamaktır. Bu çok zordur, hemen hemen imkânsızdır. Fakat bu durumu fark eder ve yargıda bulunmamayı denerseniz ince düzeylerden bir farkındalık yükselir ve yargılamayı durdurabilirsiniz. Yargılamayı durdurabilirseniz dindar olursunuz. Böylece neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmezsiniz. Bir şeyi yargılayıp mahkûm etmek kolaydır. Yargılamayı bırakın, zihni bir kenara koyun. Bilgi sahibi olmak ile bilmek farklıdır. Bilgi sadece hafızanın bir parçasıdır, bilmek ise varlığımızın bir parçasıdır. İnsanlar bilmedikleri şeyler hakkında akıl veriyorlar. Zaten dünyada şu iki şey sonsuz. İnsanların aptallığı ve Tanrının şefkati.

 

İnsan acının ve mutluluğun, cennet ve cehennemin tohumlarını içerisinde taşır.Olan  her şeyin sebebi sizsiniz . İçsel nedenler temeldir, dış  nedenler ikinci  plandadır.Bunu anlamadan dönüşüm olanağı yoktur. Zihin sizi aldatır ve dışarıyı gösterir. Eğer sebepler dışarıda görülürse sonsuza değin bağlı kalırsınız. Sevgi bölündü , yürek bölündü, zihin bölündü.Tüm batı şizofrenik bir hale geldi. Sufizm ‘in  tüm çabası sizi bir bütün haline  haline  getirmektir. O zaman tüm ayrımlar yok olur. O zaman  tüm birimler bütün olur.Hatta  zihin ve  yüreğiniz bile bir olur. Ve gerçeğe ulaşırsınız. Bu ancak deneyimle  mümkündür.

 

Bir zamanlar muhteşem bir kral vardı. Bir gün kafası karıştı ve danışmak için bilgeleri çağırdı. Onlara şöyle dedi ”Nedenini bilmiyorum ama bir şey beni durumumu dengede tutacak özel bir yüzük aramaya yöneltiyor. Öyle bir yüzük sahibi olmalıyım ki beni üzgün durumdayken neşeli, neşeliyken üzgün duruma getirmeli, Bilgeler derin düşünceye daldılar ve birbirlerine danıştılar. Sonunda krala uygun bir yüzükte karar kıldılar. Bulunan yüzüğün üzerinde şu yazıyordu “BU DA GEÇER”. Bu Sufiler tarafından yüzyıllardır kullanılan bir hikâyedir. Basit bir hikâye derinine inerseniz eğer , cehalet bağlarını koparmak için, elinizde bir silah haline gelir.

 

Din ayinler demek değildir. Din sizin içsel bilincinizdir. Yüzeydeki şeyler değişebilir ancak öncelikle değişmesi gereken içinizdedir. Ahlak kuralları başkaları ile nasıl yaşayacağımızla ilgilidir. Başkalarına nasıl yanlış yapmayacağımızla ilgilidir.  Din ise kendimizle nasıl yaşayacağımızdır.

 

Din kişisel bir olaydır, sosyal bir fenomen değildir. Sizin dışınızda kimse hazır olup olmadığınızı bilemez. Din diğerlerinden özgür olabilme kapasitesidir. Yalnız kalabilme kapasitesidir. Asıl din tekdir. Din isimleri ve tarikatlar ise biçimlerdir. Din bir miras gibi size geçen bir şey değildir. O kendi içinizde bulunacak bir şeydir. Kişisel bir büyümedir. Din gerçekle kişisel bir karşılamadır. O kişisel bir arayıştır. Toplumun bir parçası değildir. Gerçek dindar insanlar herhangi bir kurumun parçası olamazlar. O zaman kanatlar kesilir ve altın kafesin içinde olursunuz. Siz bir dinin içinde doğamazsınız ancak din sizin içinizde doğar. Gerçek din, içinde kaybolduğunuz uçsuz bucaksız bir duygudur, geriye sadece varoluş kalır. Din içsel bir devrimdir, mutasyondur.

 

Yakın ilişkilerde taraflardan biri anlayışlı rahat ve sakin olmayı onayladığında, diğerine sinirli, gergin ve kızgın olmak kalıyor. Bu durum aslında, ilişkilerde her zaman olan bir çeşit dengeleme. Çok sakin olur ve cenneti oynarsanız diğer taraf daha sinirli olur ve cehennemi oynarsınız. Doğal olun. Kimi zaman üzgün kızgın olmak iyidir. Kimi zaman cenneti yaşamak iyidir. Unutmayın, hayat daima denge içerisinde var olur. İyi kadınlar kötü kocalar bulur, iyi erkekler de kötü karılar bulur.

 

Doğuda, gerçeği arayanlar evlenmezler. Bunun temel sebebi şudur. Eğer karınızla yaşarken çok dingin, farkında bir hayatınız olursa, onun varlığını yok etmeye başlarsınız. Bu sefer o, denge kurmak için negatif olmaya başlar. Bu sefer siz ona karşı suç işlemeye başlarsınız. Veya suç sizin için mümkün bir hale gelmeye başlar.

 

 

Nihai gerçeğin deneyimi aslında bir deneyim değildir. Çünkü deneyimleyen kaybolmuştur. Deneyimleyen kaybolduğu zaman onun hakkında ne söylenebilir ki? Deneyimi kim anlatacak? Özne olmayınca nesne de kaybolur -sınırlar yok olur geriye sadece nehrin akışı kalır. Bilgi oradadır fakat bilen yoktur. Bu durum tüm mistiklerin problemi olageldi. Nihai gerçeği deneyimlediler fakat onu izdeşçilerine aktaramadılar. Gerçeği sahip oldukları entelektüel anlayışla nakledemediler. Gerçekle bir oldular. Onların tüm varlığı gerçeği yansıttı. Fakat entelektüel bir iletişim mümkün olmadı.

 

 

Zen Yolu (Kendi Özünü Görmek)
ANASAYFA
web sitelerim                                                                                                                              
                                                                                                                                                          yukarı